İçeriğe geç

Akdeniz göl mü deniz mi ?

Yesillerkuruyemis ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Akdeniz göl mü deniz mi” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.

Akdeniz: Göl mü, Deniz mi?

Her şey bir yaz akşamı başladı. Kayseri’nin sıcak, kurak havasından sonra Akdeniz’in serinliğine ve masmavi sularına kavuşmak, insanın içinde bir şeyler uyandırıyor. Bir yanda içindeki huzursuzluk, bir yanda merakla sarılmış kalbinin aradığı o eski tatlı duygular. “Göl mü, deniz mi?” sorusu hep kafamdaydı. Ama her şey bir anı, bir bakış açısıyla değişir, değil mi?

Akdeniz’e Giden Yol

Bir sabah, aniden karar verdim; Kayseri’nin rutinlerinden kaçıp Akdeniz’e gitmeliydim. Çalışma masama her gün ne kadar bakıp da görmediğim, ne kadar duygularımın arasına gizlediğim ne varsa hepsi önüme çıktı. Ne zaman neyi istiyorum, bu dünyada kimin için varım, ne için yaşıyorum diye düşündüm. Ve o düşüncelerin arasında bir tek şey vardı: Akdeniz. O mavi sular… Benim için bir huzur, bir kurtuluş. 25 yaşımdayım ama bazen hâlâ büyüyemediğimi hissediyorum. İnsan yaşlandıkça yalnızca yaşının sayısına mı bağlıdır? Yoksa duyguları da biraz büyür mü?

Araba kullanmak, bir yolda yalnız kalmak her zaman farklı bir şey hissettiriyor. Rüzgarı hissetmek, yalnızlığını almak bir yoldan. Yolculuk ne kadar uzun olursa olsun, içindeki varlıkla baş başa kaldığında düşünceler değişiyor. Kayseri’den Akdeniz’e doğru ilerlerken, içimde bir yerlerde eksik bir şey olduğunu fark ettim. Yani, neden Kayseri’de hiç görmediğim o büyülü denizle karşılaşmadım? Akdeniz’i hak ettim mi? Sorular sorular… Her biri bir başka kaybolan düşünceydi. Ama yol bitince Akdeniz’e varacağımı biliyordum.

Göl mü, Deniz mi?

Bir sabah Akdeniz kıyısında, tek başıma denizin kenarına oturmuş, bu devasa manzarayı izliyordum. Gözlerim, her şeyin küçülüp kaybolduğu uzak noktada, sonsuz bir yola takılıp kalmıştı. O an, denizin akışı bana çok tanıdık geldi. Sanki yıllardır aradığım huzur buradaydı. Ama biraz düşündüm, bu deniz mi, göl mü?

Kayseri’nin meşhur Erciyes Dağı’nın eteklerinde, hayatımın çoğu anı geçerken, deniz ile göl arasındaki farkları anlamak bana hep zor gelmişti. Gölün sakinliği, denizin coşkusundan farklıydı. Akdeniz’in suları, o kadar büyüleyiciydi ki, ilk kez denizle karşılaşan bir çocuk gibi hissettim. Yine de o suların içinde bir sessizlik vardı. Hem heyecan, hem bir huzur vardı. Bu ne denizdi, ne de göl… Akdeniz, hem bir denizin kudretiyle hem de gölün dinginliğiyle kalbimde yankılandı.

Fakat, bir göl gibi durgun, bir deniz gibi hareketli ve değişken olduğunu fark ettim. Her dalgası başka bir duyguyu uyandırıyordu. Ama en çok da içimdeki kararsızlıkla ilgiliydi. Hep bir şeyin eksik olduğunu düşündüm. Bir noktada, tam o anda gözlerimi kapattım, denizin dalgalarını duyuyordum. Bir şeyler yerli yerine oturuyordu. O dalgaların sesinde her şeyden önce içimdeki belirsizliklerin sesi vardı.

Sahilde Yalnızlık

Sahilde yürürken, Akdeniz’in üzerinde bu kez daha farklı bir gözle bakıyordum. Göl mü, deniz mi sorusu bu sefer kafamı biraz daha meşgul etti. Belki de içimdeki yalnızlığı, Akdeniz’de bulduğum suda, denizin ve gölün birleşiminde anlamaya başladım. Gölde yansıyan bir manzara, denizde kaybolan bir umut vardı. Denizin her dalgası, biraz daha büyüyüp kaybolan bir geçmişi çağrıştırıyordu. Yaşamda da bazen öyle hissediyorsunuz: Her dalga yeni bir başlangıç, ama bir o kadar da sona yaklaşıyor.

Bu deniz, bana hayatın nasıl bir yolculuk olduğuna dair bir şeyler fısıldıyordu. Her adım, her dalga bana içimdeki kaybolmuş parçaları, kaybettiğim umutları hatırlatıyordu. Sahilde yalnızdım, ama bir şekilde tek başıma değildim. Denizin ve gölün birleştiği o noktada, kaybolmuş gibi hissediyordum. Ama belki de o kaybolan, benliğimi bulmama yol açıyordu.

İçimdeki Umut

Akdeniz’in göl mü, deniz mi olduğu sorusu bende bir tür içsel bir keşfe dönüştü. Göl, insanın içine kapanmasıydı; deniz ise ona hep yansıyan, ama kaybolan duygulardı. İçimde bir yerde, denizle göl arasındaki çizgiyi bulamıyordum. Ama o çizgi bir şekilde var olmalıydı. Yavaşça, denizin yanında otururken fark ettim ki, belki de hayat tam olarak burada, bu geçiş noktasında gizli. Hem hareketli hem sakin… Hem hüzünlü hem umut dolu.

Gölün sakinliğine, denizin coşkusuna dair ne varsa içimde, Akdeniz bana hepsini gösterdi. O an, denizin dalgaları arasında bir yudum su içtim ve derin bir nefes aldım. Belki de sorunun cevabı şuydu: Akdeniz, hem deniz hem göldü. İkisinin birleşimiydi. Hem değişken hem sakin, hem yavaş hem hızlıydı. İnsanlar gibi… Ve belki de sonunda neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek yerine, her şeyin bir şekilde geçiş olduğunu fark etmek daha önemliydi.

Bazen, hayat sadece denizin ya da gölün tanımladığı kadar basit değil. Her iki yönü de içeren, her iki özelliği de barındıran bir yerden çıkmak, bazen insanı doğruya götürür. İçimdeki kaybolan duygularla bir arada kalıp, umutla ilerlemek… Akdeniz bana tam bunu öğretti.

Sonuçta…

Akdeniz’de geçirdiğim o birkaç saat, bana daha önce hiç hissetmediğim bir huzur verdi. Akdeniz, bir denizden çok daha fazlasıydı. İçindeki göl gibi huzurlu, dalgaları gibi duygusal ve zaman zaman kaybolan bir yolculuktu. Beni bir adım daha ileriye taşıdı, düşündürdü… Belki de aradığım cevap, yalnızca yolculukta değil, yolculuk sırasında yaşadığım duygularda saklıydı. Akdeniz’in denizi ve gölü, bana hayatın kendisini, değişkenliğini ve güzelliğini hatırlattı.

Sonunda, Akdeniz’in hem deniz hem de göl olduğunu kabul ettim. Sadece birini seçmek gerekmedi.

Bugün “Akdeniz göl mü deniz mi” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Yesillerkuruyemis ile daha fazla içerik için takipte kalın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexperTürkçe Forum