Karanfilin Sessiz Anlamı ve Kayseri’de Bir Gün
Merhabalar! Yesillerkuruyemis olarak “Karanfil neyi simgeliyor” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.
Kışın Kayseri’ye çöktüğü günleri hep aynı hissiyle hatırlarım. Gökyüzü düşük, sokaklar sert, insanlar aceleci… Ama en çok da ellerim cebimde yürürken içimde büyüyen o tuhaf boşluk. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı duyguların adını koymakta zorlanıyorum. Günlüklerim dolu, sayfalarım taşmış durumda ama yine de bazı şeyleri yazmak yetmiyor.
O gün de öyle bir gündü. Soğuk iliklerime kadar işlemişti. Eski bir çiçekçinin önünden geçerken durdum. Camın arkasında kırmızı karanfiller vardı. Basit bir çiçek gibi görünür ama bana hep fazla şey anlatır. O an aklıma tek bir soru düştü: Karanfil neyi simgeliyor?
Cevabı bilmiyormuşum gibi yapamam. Çünkü biliyorum… ama bazen bildiğim şeyler bile içimde yarım kalıyor.
Çocukluğun Kırmızı İzleri
Çocukken annem her cuma pazardan dönerken yanında mutlaka karanfil getirirdi. Eve girerken ayakkabılarının topuk sesi, elindeki poşetlerin hışırtısı ve o keskin çiçek kokusu… Hepsi birbirine karışırdı.
Annem karanfili vazoya koyarken bana dönüp şöyle derdi:
“Bunlar sadece çiçek değil, hatırlamaktır.”
O zamanlar anlamazdım. Hatırlamak ne demekti ki? Benim için hatırlamak, okuldan eve dönüp çizgi film izlemekten ibaretti. Ama şimdi düşünüyorum da, annem karanfili bir simge gibi taşıyormuş hayatında. Sessiz, gösterişsiz ama inatçı bir anlam gibi.
Bir gün günlük defterime şunu yazmışım:
“Annem karanfilleri çok seviyor. Belki de sevdiği şey çiçek değil, çiçeğin hatırlattıkları.”
Bugün o cümleyi okuyunca içimde garip bir sızı hissediyorum. Çünkü annem artık her cuma çiçek getirmiyor. Hayat değişiyor, insanlar uzaklaşıyor, kokular bile zamanla siliniyor.
Ama karanfil… o kalıyor.
Karanfilin Çocukluğumdaki Anlamı
O yıllarda Karanfil neyi simgeliyor? diye sorsalar “annem” derdim. Çünkü onunla birlikte anıyordum. Sıcaklığı, sabrı, sessizliği…
Bir çiçeğin bir insanla bu kadar özdeşleşmesi tuhaf geliyor şimdi. Ama çocukken her şey daha saf. Karanfil kırmızıydı, annem sıcaktı, ev güvenliydi.
Şimdi ise aynı çiçeğe bakınca içimde eksik bir şey hissediyorum. Sanki bir yerlerde yarım kalmış bir cümle var ve ben o cümlenin devamını asla bulamayacağım.
Yarım Kalan Bir Hikâye: Emir
Üniversite yıllarında Emir vardı. Adı bile hafifti sanki. Kayseri’nin soğuk sokaklarında birlikte yürürken ellerimiz cebimizde olurdu ama gözlerimiz hep birbirini arardı.
Bir gün bana bir demet karanfil getirmişti. Hiç beklemiyordum. Çünkü Emir büyük jestler yapan biri değildi. Sessizdi, kendi halinde, duygularını saklayan biriydi.
“Bunlar ne için?” diye sormuştum.
O da omuz silkip “Sen seversin diye” demişti.
O an içimde bir şey kırılmıştı. Ama güzel bir kırılmaydı bu. İlk defa birinin beni düşündüğünü hissetmiştim.
O gece günlük defterime şunu yazdım:
“Bugün karanfil aldım. Ve ilk defa birinin beni gerçekten gördüğünü düşündüm.”
Ama hikâyeler her zaman böyle devam etmiyor.
Emir gitti. Sebebi net değildi. Bazı insanlar açıklama yapmadan uzaklaşır. Telefonlar susar, mesajlar cevapsız kalır. Ve sen sadece boş bir ekranla kalırsın.
O günlerde her karanfil gördüğümde mideme bir düğüm otururdu. Çünkü artık Karanfil neyi simgeliyor? sorusunun cevabı değişmişti.
Artık karanfil benim için özlemdi.
Kayboluşun Sessizliği
Emir gittikten sonra uzun süre kimseyle konuşmak istemedim. Kayseri’nin kışları daha da soğuk gelmeye başladı. Sanki hava değil de içim donuyordu.
Bir gün pazardan geçerken bir kadın karanfil satıyordu. Rüzgâr çiçekleri sallıyor, kırmızı yapraklar birbirine çarpıyordu. Durup baktım ama alamadım.
Çünkü bazı şeyler satın alınmaz. Bazı duygular sadece yaşanır ve kalır.
Bugün: Çiçekçinin Önünde
Şimdi tekrar o çiçekçinin önündeyim. Camın arkasındaki karanfiller hâlâ kırmızı, hâlâ canlı. Ama ben aynı değilim.
Elimi cebime sokuyorum. Soğuk metal bozukluklar avucuma batıyor. İçimde bir şey yükseliyor ama adı yok. Belki pişmanlık, belki özlem, belki de sadece büyümek.
İçeri giriyorum.
Satıcı kadın yüzüme bakıp gülümsüyor.
“Ne arıyorsun?” diyor.
Cevap vermeden karanfillere bakıyorum. Sonra sessizce:
“Bir demet karanfil istiyorum.”
Kadın hazırlarken ben dışarıyı izliyorum. Kayseri sokakları gri, insanlar hızlı, hayat kendi ritminde akıyor. Ama benim içimde bir an duruyor zaman.
Karanfilleri elime aldığımda kokusu geçmişi açıyor gibi.
Karanfilin Bugünkü Anlamı
O an fark ediyorum ki Karanfil neyi simgeliyor? sorusunun tek bir cevabı yok.
Çocukken annemdi.
Gençken Emir oldu.
Şimdi ise ben oluyorum.
Karanfil; bazen hatırlamak, bazen kaybetmek, bazen de hâlâ sevmeye devam etmek demek.
Eve yürürken karanfilleri sıkı tutuyorum. Sanki bırakırsam geçmişim de düşecek gibi geliyor. İçimde tuhaf bir huzur var. Acıyla karışık bir huzur.
Balkona çıkıyorum. Küçük bir bardak bulup su koyuyorum. Karanfilleri içine yerleştiriyorum. Rüzgâr hafifçe vuruyor ama çiçekler dik duruyor.
Onlara bakarken fark ediyorum: İnsan bazı şeyleri unutamıyor ama onlarla yaşamayı öğreniyor.
Son Düşünceler
Günlük defterimi açıyorum. Kalem elimde biraz bekliyorum. Yazmak kolay değil artık. Çünkü bazı duygular kelimelere sığmıyor.
Yine de yazıyorum:
“Bugün karanfil aldım. Ve anladım ki bazı şeyler gitmiyor. Sadece şekil değiştiriyor.”
Dışarıda Kayseri’nin soğuğu devam ediyor. Ama içimde küçük bir sıcaklık var. Belki de karanfilin bana öğrettiği şey bu: her şey geçmiyor, sadece dönüşüyor.
Ve ben hâlâ soruyorum içimden, her baktığımda aynı soruyu:
Karanfil neyi simgeliyor?
Belki de cevabı hiç bitmeyecek bir hikâye…